November 2009
28 posts
As my life flashes before my eyes
I’m wondering will I ever see another...
Japon bir kaç yöneticiye mail attım. Inşallah Türkçe biliyorlardır..
2010 Türkiye’de Japonya Yılı Yürütme kurulunda ki kişilerin mail...
2 tags
DIKKATLI OLUN! Artık Twitter üzerinden de sinir bozucu linkler yollamaya...
– http://twitter.com/proze/status/5714176892
7 tags
Muharrem Demirci ile yaptığımız Röportaj
Seçkin: Muharrem Bey öncelikle röpörtaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşşekkür ediyorum, biraz kendinizden bahseder misiniz?
Muharrem: Ben Japonya öğrenimime Avusturya’da başladım, 1984 senesi Viyana üniversitesinde başladığımdan bu güne kadar Japonya’yı tanımaya çalışıyorum, Japonya’ya ilk 1986 yılında gittim. Daha sonra da 1990 ve 1992 yıllarında okul bittikten sonra yüksek lisans için gittimi. 1994 yılında ise Japonya Kültür Merkezini kurdum, o günden beri Japonya’yı tanımaya ve tanıtmaya çalışıyorum.
Seçkin: Türkiye’de Japon kültürünü en iyi tanıyan insanlardan birisiniz, Japon kültüründen biraz bahseder misiz?
Muharrem: Japon kültürü bugün geçerliliğini koruyan veya boulzmamış bir kültürdür. Japonlar bugün hala kendi kültürlerini yaşıyabiliyorlar yani bugün Japonya sokaklarında kimonolu bir Japonu görmek mümkün. O anlamda, Japonlar kendi kültürlerini yaşıyabilen çok ender ülkelerden birisidir. Mesela yerde tahtanın üzerinde oturabilen aynı zamanda masa sandalyede de oturan bir toplumdur yani bütün Japonlar evde şu anda oturduğumuz mekanlar gibi bölümler vardır, batı ile çok yakın olmalarına rağmen kendi kültürlerini hiçbir zaman bırakmamışlardır.
Seçkin: Çok güzel, peki neden Japonca’yı tanıtmak istediniz?
Muharrem: Benim okuduğum 1980’li yıllarda Türkiye’de Japon dilinin öğretildiği bir üniversite yoktu. Japonca’yı öğrenmek hakkatten çok zordu, böyle bir merkezde yoktu ve aldığım eğitimle daha sonradan öğrendiğim bilgilerimi paylaşıcağım bir ortam kurma hayali okul yıllarımdan beri vardı. Japon kültür merkezi kurarak burda hem Japon dilini öğrenmek isteyenlere, Japonyaya ilgi duyan arkadaşlara yardım amaçlı kurduk ve şu an geldiğimiz noktada bunu başardığımıza inanıyorum.
Seçkin: Türk Kültürü ile Japon kültürü arasındaki benzerlikler ve farklılıklar nelerdir?
Muharrem: Her iki ülkede Asya’da yaşamış ve yaşamakta olduğundan tabiiki de benzerlikleri vardır. Din ve dil benzerliği var. Din derken Japonların dini Shinto yani Türkçe’de güneşe tapmak dediğimiz, şamanizmdir. Bugün hatta Kore’de de aynı din geçerlidir. Bizimde atalarımız şaman olduğuna göre, ordan bir din benzerliğimiz var. Dil dediğimiz zaman her iki ülkede Ural-Altay dili içerisinde Türkçe, Korece ve Japonca yani sondan eklemeli diller grubundadır. Kültürde de yine biz göçebe toplum olmamıza rağmen, Japonlar yerleşik bir toplumdur. Evdeki oturma şeklinden, yemek yeme şekline kadar bize daha yakın bir ülkedir diyebiliriz.
Seçkin: Türkiye’de Japon halkına yönelik sempatiyi neye bağlıyorsunuz?
Muharrem: Burada tabi, uzak bir ülke olmasının verdiği avantajlar ve dezavantajlar vardır. Fakat aşağı yukarı geçen yüzyıl içerisinde Japonya ile hiçbir kötü ilişkimiz olmamıştır.Tabi Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya’da batmış olmasının vermiş olduğu üzüntüyle yapılan bir anıtta bu bağı güçlendiriyor. Bunu bir milat olarak kabul edersek, yüz yılı aşkın bir süredir Japonya ile ilişkilerimiz devam ediyor. Bu dönem içerisinde hiçbir kötü ilişki olmamış, hatta tarihsel olarak baktığınız zaman, 1905’te Türkler gibi Japonlarda Rusya’ya karşı savaşı kazanan bir millettir ve bundan dolayı yine ortak yan bulabiliriz. Aralarında bir bağ oluşmuş diyebiliriz. Belki uzak olunca böyle ilişkiler daha iyi oluyor denebilir. Husumet daha az oluyor. Gizemli bir ülke olmasından dolayı da olabilir. Yani Türk insanı ulaşamadıklarına, bilmediklerine karşı bir duygu duyuyor olabilir.
Seçkin: 2. Dünya savaşının sonlarına doğru aslında hiç fiili savaşımız olmamıştır. Fakat 2. Dünya savaşının sonlarına doğru Türkiye Japonya’ya karşı savaş açmış ve 2 tarafında diplomatları karışılıklı geri cekilmeye baslamıştır. Bu olayı neye bağlıyorsunuz?
Muharrem: Ben tarihçi değilim, tarihçi olmadığım için bu konuya fazla girmek istemiyorum. Ancak olayın kültürel boyutundan baktığım için o zamanki dönemde ve ondan sonraki dönemde bu tip siyasi gelişmeler olmuş olabilir fakat bunları ufak tefek olaylar olarak görüyorum ben. Bu Türkiye ile Japonya ilişkilerinde ufak bi noktadır, çok fazla etkilememiştir.
Seçkin: Japonya şu anda dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip. Japonya zamanında 2 tane atom bombası yemiş ve saldırılara uğramış fakat inanılmaz bir şekilde ayakta durabilen bi ülke. Bu konudaki yorumunuz nedir?
Muharrem: Japonya’nın en büyük özelliği bugünki şirketlerin 19. yüzyılın sonlarında yani 100 sene once kurulmuş olmasıdır. Birde Japonlar hakikaten 2 tane atom bombası yemesine rağmen buraya gelmesi büyük bir şeydir. Japonlar kendileride söyle söylerler: “Eğer biz atom bombası yemeseydik şu anki konumda olmazdık”. Bence atom bombası Japonları kamçılamıştır. İnsanlık dışı olmasına rağmen onları motive etmiştir. Hiçbir doğal zenginliği olmamasına rağmen Japonya’nın bu duruma gelmesinde aslında en önemlisi belki de çok okur yazar ve eğitimli bir kitlenin olmasıdır. Yani şu anda Japonya’da bulunan kişilerin %99.9’u eğitimlidir. Aile içi eğitim olsun, okul eğitimi olsun bir çok etken vardır. Birde Amerikayla olan kardeş misali ilişkileri onlardan birşeyler öğrenmelerini sağlamıştır. Ticaretlerini geliştirirken özveri göstermişlerdir. Kısaca bu atom bombası ve savaşlar, daha çok çalışmalarını sağlamıştır.
Seçkin: Muharrem Bey benim sormak istediğim bir şey var, bizim yaşımızdaki gençlere önerileriniz nelerdir?
Muharrem: Zor bir soru aslında, tabi bizim bir Japon olmamız mümkün değil, Japonlar gibi çalışmamız, Japonlar gibi düşünmemiz de mümkün değil, eğer Japonlar gibi düşünebilirsek veya çalışabilirsek Japonlar gibi bir numara belki daha da kolay olabilirdik. Dünya’yı iki defa keşfetmeye gerek yok, birisi zaten bir zaman keşfetmiş. Dünyaya tek boyutlu bakmamak gerekir, çok boyutlu bakmak lazım. Dünya bir Amerika veya Avrupa değildir bunu her zaman söyledim. Dünyanın birde uzak doğu boyutu var ve bugün bu bölge çok daha önem kazanmıştır. Ben bunu yirmi senedir söylüyorum. Bu bölge ile araştırmalar yapmak gerekir, kendimizi bu alanda geliştirmemiz lazım, bilinmeyenleri keşfetmek lazım. Yeni yerler keşfetmek lazım. Herkesin bir vizyonu vardır ama bu vizyonu geliştirmek için de bilinenleri üzerine ağırlık vermektense bilinmeyenleri araştırmak kişiye her zaman artı değer kazandırır. Mesela bunlardan biri Japonya’yı tanımak olabilir. Önümüzde gelişen bir güç var, hatta gelişmiş olan bir güç olan Çin var, Hindistan var. Yeni kültürler öğrenilebilir. Ancak bunun için Türkiye’de ki kısır döngüden çıkıp, biraz daha dünyadaki gidişata bakmak lazım. Kişinin okul yıllarında bu tür araştırmalar sayesinde kendisine kazandırdığı bilgiler vizyonunun büyük ölçüde gelişmesine katkı sağlar.
Seçkin: Her şey için teşekkürler, röportajı kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür ediyorum.
5 tags
Crew's video is now available! Clicky. →
(via sakii)
Okulda Twitter’a giriş yapıldığını görünce onuda engellemişler.. Tumblr...
6 tags
Who is M. Kemal Ataturk? →
13 tags
M. Kemal Ataturk’s last dance, last waltz.. (1881-193~)
6 tags
SansüreSansür! Protesto için Taksime gidiyoruz →
Sansüre karşı protesto ediyor ve Böbiler.org üzerinden Taksim’e sanal yürüyüş gerçekletiriyoruz!! Sende katıl, sende protesto et!! Not: Google hesabı gereklidir.
9 tags
5 tags
Istanbul was Constantinople, now it’s Istanbul not Constantinople…
– ~”Istanbul (Not Constantinople)” In honor of Queen Hoeffner and AP World History (via manymicknames)
I →
Watch all episodes! Amazing…
2 tags
5 tags